Çiftçi:
Ekin arasına girmek zararmış,
Bekçiler peşinde seni ararmış,
Soğuktan gelmişsin yüzün sararmış,
Gezdiğin yaylan da kar mıdır çoban?
Çoban:
Ben çobanım gece-gündüz uyumam,
Kaval çalsam yine sana duyurmam.
Yağ, süt verip karnını da doyurmam,
Bendedir peynirin mayası çiftçi.
Çiftçi:
Küçük aba ile gidersin önden,
Köylüler muhtara davacı senden.
Kendin ekmek, davar ot ister benden...
Tarlada ekinin var mıdır çoban?
Çoban:
Akkoyuna karakoçu katarsa,
Gübresiz tarlada ekin batarsa!
Davarım tarlanda bir gün yatarsa,
Gübredir buğdayın yuvası çiftçi.
Çiftçi:
Emek sarfetmişim ekinim biter.
Her zaman ocakta tütünüm tüter.
Öküzün gübresi tarlama yeter
Koyunsuz geçinmek zor mudur çoban?
Çoban:
Yünü yonca gibi biçilir durur,
Sütü pınar gibi içilir durur.
Yüksek yaylara göçülür durur...
Serindir yaylamın havası çiftçi.
Çiftçi:
Yaylanı gezmiştim seninle bile,
Çobanlar işine katar mı hile!
Taşını ben çektim öküzüm ile.
Çardağın, ağılın dar mıdır çoban?
Çoban:
Yeni Yoğurt yaptım bugün bayramdır,
komşular geliyor, benim sıramdır.
Misafire kuzu eti ikramdır,
Seninki bir ekmek davası çiftçi.
Çiftçi:
Bundan böyle dur bakalım sözünde,
Buğday, arpa, harman olsun gözünde!
Ekmeksiz yaşanmaz dünya yüzünde.
Düşmanı alt eden ekmektir çoban...
Çoban:
“Elinde kılıcı orak” dediler,
“Çobanlar çiftçiye çırak” dediler,
“Eksin şu tarlayı bırak” dediler,
Senindir yaylamın ovası çiftçi.
Der Habib KARAASLAN: Gücüm yetmiyor.
Çiftçi ile çoban geçim etmiyor.
Gübresiz tarlada ekin bitmiyor,
İkisi de birbirine muhtaçtır.

|
|
 |
|